Heval Aram bir şarkı söyle…

İnsanın gerçekten de eksildiği, bir yanının kopup gittiği zamanlar vardır. Böyle zamanlarda için ‘cızz’ eder. Kopup giden ‘kalandan’ çok daha fazladır. ‘Gidenle’ gitmek istersin ama gidemezsin… Asla dolduramayacağın boşluklar almıştır seni; kayboluvermişsindir.

Karanlıktasın…

Ne olacağını, nereye gideceğini, ne kadar yaşayacağını asla bilemezsin. Günün ve güneşin gözlerini esirgediği, seslerin kaybolduğu karanlıktasın…

* * *

Yıl 1981. Büyük darbenin korkunç yılları… 2 No’lu Askeri Cezaevi… Hayatın durduğu, zamanın anlamını yitirdiği, şiddetin gerçeği görünmez kıldığı bir zorba mekan… Karanlık, dipsiz bir kuyu… Kuyu da değil, ölüler tanrısı Hades’in ülkesi gibi lanetlenmiş… Hiç kimsenin bir daha canlılar arasına, hayata dönmesine izin verilmeyen acımasızlık…

‘Öyle yapalım ki, değil insan, ot dahi bitmesin’ diyenlerin; umutla açılan yaşam gözeneklerini bir bir körelttiği bir zamanda, böyle bir ‘mekan’da; doğrusu ‘ölüler ülkesinde’ acımasızlığın esiriyiz!

Bizler…

Yani, ‘Göğe komşu topraklar’da, Gılgameş’in kaybettiği ‘ölümsüzlük Otu’nu aramaya koyulan kır ve kent yoksulları…

Orada, o ölüler ülkesinde Hades’e esiriz…

Geride ne kaldığını ve geleceğe ne bırakılacağını bilmenin imkansızlığı boğarken bizi, sadece çığlıklar kanıtlıyor yaşadığımızı…

Sadece çığlıklar…

Sonrası… Derin bir sessizlik…

* * *

İçerideydik…

Dışarısı görünmesin, içeriye de ışık sızmasın diye koğuş pencereleri sac levhalarla kapatılmıştı. Kenarlarından gelen hava yaşatıyordu bizi…

Hiç unutmuyorum.

Bir akşamüstüydü…

Birden kulağıma derinden, dalgalı gelip -giden bir ses gelmişti. Bir müzik sesiydi bu. Yaklaşıp kulağımı kör pencereye dayamıştım. Kalbim duracak gibi olmuştu…

İnanılmaz şeydi…

Aram şarkı söylüyordu!

‘Aram… Aram şarkı söylüyor’ diye bağırmıştım. Sesim, titrek ağlamaklı çıkmıştı…

Ölüler ülkesinde, müthiş inanılmaz bir şeydi bu; bir yudum nefes-özgürlük gibiydi. ‘Göğe komşu topraklar’dan, bu ‘ölüler ülkesi’ne akan bir umut, bir ışık seliydi sanki…

Ses bir radyodan geliyor gibiydi. Belli ki kule nöbeti tutan askerlerden biri Erivan radyosunu dinliyordu. Kim bilir belki de biz duyalım diye açmıştı radyosunu gizlice; cesaret etmişti…

Hewal Aram şarkı söylüyordu…

‘Ay Dilberê qey menale.
Feqiyê Teyran êdî kale…’

Sonra şarkı tamamlanmadan susmuştu radyo. Belki dinlerken yakalanmıştı; ya da yakalanmamak için kapatmıştı… Kim bilir?

* * *

Aram…

‘Ölüler diyarı’na sızmayı başaran ışık. Durmuş, anlamını yitirmiş zamanlarda acılı çığlıkların ilacı!

Halklaşma tarihimiz; halk bilincimiz…

İnkar edilmiş, yok sayılmış zamanlarda anne ve babalarımızın yoldaşı… İçlerindeki Kürdi tutku!

Aram şimdi ‘yok’!

İçerde, o ölüler ülkesinde, güneş doğmamışken henüz, şafak sökmemişken, gün öpmemişken toprağı, çok, ama çooook uzakken her şey; bir tutsak taşımıştı dizelerine; ah yorgun hafızam, neden hatırlamazsın, bitiş mısraları bir tek hatırlattı kendini:

‘Heval Aram bir şarkı söyle Urmiyeli…’
(…)
‘Heval Aram bir şarkı şöyle Kerküklü’
(…)
‘Heval Aram bir şarkı söyle hiçbiryerli’
(…)
Ama yaşamıştır o! Dünden bugüne… En zorlu anlarında hayatın; eğilmeden, bükülmeden… Bir de tüketmeden sesi ve umudu…

* * *

İnsan olmak nedir? diye sorarsanız eğer; ‘kendini unutturmadan, geri çekilmeden kesintisiz ve eksiksiz yaşamaktır, hayat denilen kavgayı’ derim ben…

O kesintisiz yaşadı…

Korkmadan, geri çekilmeden, ara vermeden… Müziğin gücünü, diriliş öyküsündeki yerini bilerek birde…

‘Heval Aram bir şarkı şöyle’ der dururum şimdi… Yüreğimde zindan yarası… Bir şarkı şöyle, ‘göğe komşu topraklar’ aşkına! Orada, göğe komşu topraklarda, bir yerde, bir dere kenarında mesela, ya da bir dağ yamacında eşlik ederek ışığa ve umuda…

Bir şarkı şöyle…

(Büyük sanatçı Aram Tigran’ın anısına…)

(Delil Karakoçan)

Yorum Yaz

You must be Giriş yaparak yorum gönderin.

//-->

anket

Sitemizi Nasıl Buldunuz?

View Results

Loading ... Loading ...

 

Ağustos 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Tem   Eki »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  
viagra de fines herbes Buy Levitra cheap gerneric viagra?
"));